Perşembe, 27 Ağustos 2009
Yazan Mikail İBRAHİMOĞLU
Kıpçaklar, 1068'de Rus knezlerinin müttefik kuvvetlerini yenerek güney Rusya sahasına yerleştiler. 1080'lerde Balkaş gölünden Tuna nehrine kadar uzanan topraklara Kıpçak Eli/Komania deniliyordu.
Kıpçakların bir kısmı Kırım'da yerleşirken diğer bir kısmı da daha güneye, Kafkaslara doğru indiler. Kıpçak Eli'nde daha sonraları Altunordu devleti kurulmuştur.
Gürcü Kralı II. David, Selçuklulara ve İranlılara karşı savaşacak ordusu olmadığından, Kıpçak Türklerini ülkesine davet etti (1118-1120). Azak Denizi doğusu ve Kafkaslar kuzeyinden gelen 45.000 Kıpçak ailesi, Çoruh-Kür ırmakları boylarına yerleştiler ve güçlü bir ordu kurdular. Gürcistan, bu ordu sayesinde canlandı hatta Tiflis'i Selçuklulardan geri alarak topraklarını Erzurum yakınlarına kadar genişletti.
Zamanla Gürcistan'da Kıpçak/Kuman unsuru arttı. Bu topraklara yerleşen ve Gürcülerle din birliği bulunan Kıpçak Türkleri, devletin ordu, siyaset ve maliyesinde çok etkili konuma geldiler. Zamanla güçlenen Kıpçak Atabekleri, 1267 yılında Tiflis'e baş kaldırarak bağımsızlık mücadelesi verdiler. Onların bu faaliyeti İlhanlı Hükümdarı Abaka Han tarafından da desteklendi. Bugün Posof'ta kalıntıları bulunan Cak/Caksu kalesi onların hatırasıdır.
Atabek Ailesinin siyasî faaliyetlerinden Gürcü kaynakları bahsetmektedir: Gürcistan'a gelen Moğollara karşı savaşmak üzere 1266 tarihinde Tiflis'e giden Kıpçak Beyi Caklı Sargis, Gürcü Kralı David tarafından tutuklandı. İlhanlı Kağanı Abaka Han, David'den Sargis Beyi serbest bırakıp kendi yanına göndermesini istedi. Sargis Bey, Abaka Hana, artık Gürcü yönetiminde yaşayamayacaklarını ve bağımsız olmak istediklerini bildirdi. Böylece Abaka Hanın desteğini alan Atabek ailesi, Gürcistan'dan ayrı bir hükûmet oldu.
Ahıska Atabekleri hükûmet olduktan sonra Osmanlı Devleti ile iyi münasebetler kurmuşlardır. 1500/1516 yıllarında Artvin, Ardahan, Ahıska Beyi olan Kıpçak Atabeki Mirza Çabuk, 1508'de Trabzon Sancak Beyi Şehzade Yavuz Selim'e kendi askeriyle öncülük etmiş; Batı Gürcistan'ın Osmanlı'ya itaatini sağlamıştır. 1514'te Çaldıran Seferi'nde de Osmanlı ordusuna sefer sırasında, sürülerle etlik koyun, yüzlerce yük yağ, bal ve un vererek yardımcı olmuştur. Onun bu siyaseti, Gürcü kaynakları tarafından eleştirilmektedir.
Atabek Hükûmeti, 310 yıl yaşamış, Anadolu'nun en uzun ömürlü Türk Beyliğidir.
Osmanlı fethinden sonra 1595 yılında yapılan sayım sonucu hazırlanan Ahıska Tahrir Defteri'ndeki vergi mükellefi köylü isimlerinden bölge halkının Türklüğü açıkça anlaşılmaktadır: Arslan, Ayvaz, Bayındır, Bekâr, Çabuk, Devletyar, Elaldı, Elalmaz, Emirhan, Gökçe, Kanturalı, Korkut, Murat, Nuraziz, Pirali, Şahmurat, Temür, Ülkmez, Yaralı, Yusuf...
MÖ. VIII. ve VI. yüzyıllarda Kafkasların kuzeyinden güneye geçip Yukarı Kür ve Çoruh boylarına yerleşerek 300 yılında Hristiyan olan Kıpçaklara İlk Kıpçaklar; bu bölgeye XII. yüzyılda gelenlere de Son Kıpçaklar denilmektedir.
Bu bilgiler, Ahıska ve çevresinin, ne kadar eski bir Türklük tarihine sahip olduğunu göstermesi bakımından fevkalâde önemlidir.
XVI. yüzyılın başlarında Ahıska Atabekleri Hükûmetinin sınırları Azgur'dan Kars, Artvin, Tortum, İspir ve Erzurum'a kadar uzanıyordu. Bugünkü halk kültüründen de anlaşılıyor ki, Ahıska Türkleri ile Posof, Ardahan, Artvin, Ardanuç, Şavşat, Yusufeli, Tortum, Narman ve Oltu halkı aynı köktendir.
Bu bölgede Ortodoks-Hristiyan Kıpçak Atabeklerinden kalan dinî yapılara Gürcüler sahip çıkmakta, bölgeyi de eski toprakları olarak tanıtmaktadırlar.
Bu bilgilerden Ahıska ahalisinin bölgenin otokton/yerli halkı olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yoksa birilerinin ikide bir gündeme getirdiği gibi "Osmanlıların, Konya'dan, Yozgat'tan ve Tokat'tan götürüp yerleştirdiği halk" değildir. Esasen bilimsel hiçbir dayanağı olmayan bu safsatanın kimin tarafından ortaya atıldığı merak konusudur. Bu safsata, bir halkın tarihî yurdunu elinden almakta, bu yerli halkı sonradan gelmeler kategorisine koymaktadır ki kabul edilmesi imkânsızdır. Bu, olsa olsa Ahıskalılara vatan kapılarını açmak istemeyen çevrelerin ortaya attığı bir yalan olabilir. Halbuki tarih, yalan ve safsata üzerine değil belgeler üzerine kurulur.
Kaynak : Yunus ZEYREK
Çarşamba, 10 Haziran 2009
Yazan Mikail İBRAHİMOĞLU
Türkistan şehrindeki Ahmet Yesevi türbesini ziyaret ettikten sonra, Ahıska Türklerinin yoğun olarak yaşadıkları Çimkent?e uğradım. Burada yaşayan Türklerle sohbet ederken, Ahıskalılar Derneğinin yöneticileri ile tanışma imkânı buldum.
Ahıskalı kardeşlerimiz, Türkiye?ye selam ve muhabbetlerini iletmemi istediler. Ben de onların selamını size iletirken, bu vesileyle onlar hakkında biraz bilgi vermek istiyorum. Gürcistan'ın güneyinde bulunan Ahıska adlı bölgede yaşadıkları için bu adla anılıyorlar.
Bugün ise Ahıska Türkleri, eski Sovyetler Birliği coğrafyasına dağılmış olarak yaşamaktadırlar. Etnik ve kültürel olarak Türk'türler. Anadolu Türklerinden hiç farkları yoktur. Hatta bunları büyük bir kısmı Anadolu kökenlidir. Osmanlı bakiyesidir onlar. Tıpkı Balkanlar?da yaşayan Türkler gibi?
Osmanlı savaşta kaybettiği topraklardan çekilmek zorunda kalınca bu insanlar da oralarda sahipsiz ve çaresiz kaldılar. Ve tarihin en büyük zulümlerinden birini yaşadılar.
1944 yılında Stalin?den gelen bir emirle, iki saat içinde göçe hazır olmaları istendi. Ancak niçin ve nereye gideceklerini bilmiyorlardı. Gidecekleri yere kadar trenden hiç inmemek şartıyla yük vagonlarına dolduruldular. Tuvalet ihtiyaçlarını karşılamalarına bile fırsat verilmedi. Her bir vagon farklı bir yerde boşaltıldı. Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan?ın farklı bölgelerinde kendilerini zorlu bir hayat bekliyordu. Bu sürgün Stalin'in Karadeniz kıyılarını Türklerden temizleme operasyonunun bir parçası olduğu Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra açıklanan arşivlerde ortaya çıkmıştır. Ahıska Türklerinin bu hazin sürgününde binlercesi yolda öldü. Ölenlerin defnedilmesine bile mümkün olmadı. Zira cesetleri trenlerden yuvarlanıp karların üzerine bırakılıyordu. Gittikleri yerlerde çok zor şartlar altında yeni bir hayat kurmaya başladı bu insanlar. Çünkü hayvanlarını ve eşyalarını, kısacası tüm maddi varlıklarını geride bırakmışlardı. Dahası, o zaman askerde olan yakınları ile haberleşme imkânları dahi yoktu. Birçokları savaştan döndüğünde köylerinin boşaldığını gördü ama ailelerinin nereye gittiğini yıllar süren çok uzun uğraşlar sonucunda öğrenebildi.
Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, bir de yakın zamanlarda bir Fergana trajedisi yaşandı. Özbekistan?ın Fergana vadisinde yaşayan Ahıska Türkleri, 1989 yılında, Rusların kışkırttığı etnik bir gerilim sonrasında büyük bir kıyıma uğratıldı. Binlercesi hayatını kaybetti. Bu trajedinin ardından bölgedeki nüfus tamamen göç etmek zorunda kaldı ve çok farklı ülkelere dağıldı.
Ahıska Türkleri, günlük hayatta ana dilleri olan Türkçeyi kullanmaktadırlar. Konuşma ağızları bugün Ardahan ve kısmen Artvin bölgelerinde kullanılan Türkçeden hiç farklı değildir. Gelenek ve göreneklerini de aynen muhafaza ediyorlar. Çalışkanlıkları ve becerileri sayesinde bu topluluğun ekonomik durumları bugün gayet iyidir. Ama her şeye rağmen Anadolu hasreti ile yanıp tutuşmaktadırlar. Tek istekleri ise Anadolu halkının bu kardeşlerini unutmaması. Bir de Türkiye Cumhuriyeti devletinin manevi desteği ve yakın ilgisi.
Kaynak : Haber1
Çarşamba, 15 Nisan 2009
Yazan Mikail İBRAHİMOĞLU
Ahıska Türkleri, Anadolu'nun Türklüğün bir parçasıdır. Ahıska Türklerinin anavatanı, Osmanlı Devleti ile Çarlık Rusyası arasında Nisan 1829?da imzalanan Edirne Barış Antlaşması ile Çarlık Rusyası'na bırakılmış ve bugünkü Gürcistan topraklarında kalmış 10 eski Türk sancağından oluşan bölgedir.
Ancak, 16 Mart 1921 Moskova Antlaşması ile Türkiye-Sovyetler Birliği sınırı belirlenince Sovyet Gürcistan?ı tarafında kalmıştır. Ahıska Türkleri?nin Türkiye ile yakınlığından çekinen Moskova yönetimi, İkinci Dünya Savaşı sırasında, 15 Kasım 1944 gecesi 220 köy ve kasabada oturan 120 bin nüfusu yük vagonlarına doldurarak Orta Asya?ya sürgün etmiştir.
NE VATANLARINA DÖNEBİLİYORLAR, NE BULUNDUKLARI ÜLKENİN VATANDAŞI OLABİLİYORLAR
Günümüzde Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Rusya Federasyonu başta olmak üzere eski Sovyet Cumhuriyetleri?nde dağınık olarak yaşayan yaklaşık 500 bin Ahıska Türkü, ne eski vatanları Gürcistan?a dönebiliyorlar ne de bulundukları ülkenin vatandaşı olabiliyorlar.
Bu nedenle Ahıska Türkleri, eski Sovyetler Birliği coğrafyası içinde anavatanlarına dönme hakkı elde edememiş olan tek halktır.
Ahıska topraklarının bulunduğu Gürcistan?da hükümet 1999?da Avrupa Konseyi?ne üye olurken, Avrupa Konseyi üyeliğini izleyen iki yıl içinde (2001) Ahıska Türkleri?nin dönüşlerini ve entegrasyonlarını sağlayacak bir yasayı gerçekleştireceğini, üyeliği izleyen üç yıl içinde (2002) söz konusu yasanın uygulanmasını sağlayacağını, üyeliği izleyen yedi yıl içinde (2011) dönüşün tamamlanacağını taahhüt etmiştir.
Ancak, Gürcistan yönetimi 2003-2004 yıllarında yaşanan Gül Devrimi sürecini ve siyasi, ekonomik sıkıntıları, Ağustos 2008 Gürcü-Rus Savaşını gerekçe göstererek Ahıska Türklerinin Gürcistan?a dönüşünü sağlayacak adımları geciktirmiştir.
"DÖNÜŞ YASASI"
17 Temmuz 2007?de yasalaşan "Dönüş Yasası", Ahıska Türklerinin dönüşünü kolaylaştırabilecek unsurlar içeren ilk taslaklara nazaran bazı olumsuz düzenlemeler içermesine rağmen, anavatana dönüşe imkan sağlayacak olması bakımından önemli bir gelişme olarak değerlendirilmiştir.
Sözkonusu yasaya göre, Gürcistan?a dönmek isteyen Ahıska Türkleri 1 Ocak-31 Aralık 2008 döneminde Mülteciler ve İskan Bakanlığı?na ya da bulundukları ülkelerdeki Gürcistan dış temsilciliklerine, 1944?te sürgüne gönderildikleri sırada Sovyet makamları tarafından düzenlenen belgeleri ibraz etmek suretiyle başvurabileceklerdir.
"SÜRGÜN BEKLGELERİ"Nİ İSTİYORLAR
Gürcü makamları, ?sürgün belgeleri? kayıp olanların devlet arşivine başvurarak bu belgeyi temin edebileceklerini, bunun mümkün olamaması durumunda belgelerin kaybolduğunun teyidi için mahkemeye başvurabileceklerini belirtmişlerdir.
Yasa uyarınca başvuruların yapılmasının öngörüldüğü 2008 yılı içerisinde Gürcistan?da, önce yılın ilk yarısında yaşanan devlet başkanlığı (Ocak) ve genel seçim (Mayıs) süreci, daha sonra da Ağustos 2008?de Rusya Federasyonu ile meydana gelen çatışma, Yasa?nın etkin bir şekilde uygulanmasını engellemiştir.
Bu nedenle, Dönüş Yasası?nda öngörülen başvuru süresi 1 Temmuz 2009?a kadar uzatılmıştır.
GÜRCÜ YÖNETİMİ ZORLUK ÇIKARIYOR
Günümüzde, Ahıska Türklerini temsil eden sivil toplum kuruluşları organize olamamakta ve birbirleriyle kavgalı durumdadır. Ahıska Türkleri Türkçe ve Rusça bilmesine rağmen, yasaya göre başvurular İngilizce ve Gürcüce istenmektedir. Başvuru için istenilen ek belgeler (Sağlık Raporu, AIDS Testi vb.) mali külfet yüklemektedir. Her başvuru için yaklaşık 400 Dolar harcanması gerekmektedir.
40 BİN BAŞVURU BEKLENİYOR
Başvuru sürecinin bitimi olan 1 Temmuz?a kadar toplam müracaatın 40 bin civarında olması beklenilmektedir. Azerbaycan?da bulunan 80 bin Ahıska Türkünün 20 bini başvuru yapmış durumdadır. Orta Asya?dan ise başvuru için ilgi yoktur. Rusya Federasyonu?nda ise Kuzeybatı Kafkasya?da bulunan Ahıska Türklerinin 12-20 bin civarında beklenilen başvuruları usule uygun olmadığı için geçersiz olabilir. Sonuç olarak, başvuru sürecinin bitmesi ile birlikte Ahıska Türklerinin sorunları daha da ağırlaşarak devam edecektir. Ahıska Türkleri için Türkiye ve Gürcistan?ın politikalarını reforme etmesi zamanı gelmiştir.
Kaynak : Hürriyet.com.tr
|