Mikail İbrahimoğlu 502 haber

İlgili Haberler

İnsanlığın dramı Ahıska

Her yıl 14-16 Kasım’da anılan Ahıska Türklerinin vatana dönüşmücadelesini, tarihin karanlık geçmişine ışık tutarak sizlere sunuyoruz. Ekibimiz, Ahıska sorununu araştırmak için gittiği Azerbaycan’ın Saatlı bölgesinde bir düğünle karşılaşıyor… Tıpkı Anadolu’da olduğu gibi davul zurnalı bir düğünle…

On yıllar boyu karşılaştıkları tüm sıkıntılara ve güçlüklere rağmen Ahıska Türkleri içlerindeki yaşama sevincini kaybetmemişler. Geleneklerini, örf ve adetlerini sürdürmeyi başarmışlar.Ahıskalıların Azerbaycan’a ilk gelişlerinin tarihi 50 sene öncesine dayanır.

1944 yılının soğuk bir Kasım gecesi vatanlarından topluca sürgün edilen Ahıska Türkleri’nin önemli bir bölümü, 1950’lerin ikinci yarısından sonra Azerbaycan’a gelerek bu bölgeye yerleşirler… İkinci büyük göç dalgası 1989 yılında gerçekleşir. Özbekistan’ın Fergana bölgesinde yaşanan kanlı olaylardan sonra pek çok Ahıskalı daha gelip yerleşir Azerbaycan’a. Bugün Azerbaycan’ın muhtelif şehirlerinde 70 bine yakın Ahıska Türkünün yaşadığı tahmin ediliyor.

Günümüzde Gürcistan tarafından Meshetya olarak adlandırılan Ahıska, bu ülkenin Türkiye sınırında yer alan ve Ardahan’ın Posof ve Çıldır ilçeleri boyunca uzanan beşbüyük yerleşim bölgesinden oluşur. Bölgenin merkezi konumundaki Ahıska şehri, aynı zamanda tüm bölgeye adını vermiş. Ahıska adı ise, Dede Korkut Destanında geçen "Ak-Sıka"dan gelmekte ve “Ak Kale” anlamını taşımaktadır.

Ahıska bölgesi, İslamiyet’le de çok erken bir devirde tanıştı. Habib bin Mesleme komutasındaki Müslümanlar, bu yöreyi daha Hz. Osman döneminde fethederek İslam egemenliğine dahil etti. 7. yüzyıldan itibaren Emeviler, Abbasiler, Selçuklular gibi Müslüman devletlerin yönetiminde kalan Ahıska, daha sonra atabek adı verilen bağımsız beylikler tarafından yönetilmişve 1578 yılında Osmanlı’ya katılmıştı.

Ahıska sorununun ortaya çıkışı, bölgedeki birçok sorun gibi 19. Yüzyıl başlarına uzanır. 1827 yılında Navarin’de Osmanlı donanmasının yakılmasından sonra başlayan süreç, yalnız Balkanların değil Kafkasya’nın da kaderini değiştirdi.

Navarin olayında büyük rolü olan Rusya, saldırıyı gerçekleştirenler arasında da yer almıştı. Bunun üzerine dönemin padişahı İkinci Mahmut, Rusya’ya karşı bazı yaptırımlar yürürlüğe koydu. Bunu bahane eden Rus Çarlığı ise, bu kez doğrudan Osmanlı Devleti’ne karşı saldırıya geçti. 1828 yılında başlayıp 1829 yılında sona eren savaşsırasında Rus orduları batıda İstanbul yakınlarına kadar gelirken, doğuda da Erzurum’a kadar olan bölgeyi istila ettiler. Eylül 1829 yılında imzalanan “Edirne Antlaşması” ile de birçok Osmanlı toprağı gibi Ahıska da Rus Çarlığı’nın eline geçti.

Rus Çarlığı bölgeyi “Gürcistan Guberniyası” adı verilen idari bölgenin sınırları içine kattı. Bu durum 1918 yılına kadar devam etti. 1917 Ekim Devrimiyle işbaşına gelen Bolşeviklerle İttifak Devletleri arasında imzalanan 3 Mart 1918 tarihli Brest Litovsk Antlaşması ile Ahıska yeniden Osmanlı sınırlarına katıldı. Ancak, bu gelişme uzun ömürlü olamadı. Aynı yılın sonlarında imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması ile Osmanlı Devleti yenik sayılınca, Ahıska’yı tahliye etmek zorunda kaldı. Böylece, Ahıska sorununda da yeni bir dönem başlamışoldu.

Bu bağlamda ilk olarak Gürcistan Kızıl Ordu tarafından işgal edilince bu ülke ile birlikte Ahıska da Sovyet yönetimine geçti. Ardından 16 Mart 1921 tarihli Moskova Antlaşması ile Gürcistan’a bırakıldı ve bu ülkenin bir parçası yapıldı. Lenin’in ölümünden sonra gelen Stalin döneminde, Ahıska sorununda yeni bir sayfa açıldı.

Bu konuyla ilgili konuştuğumuz Tarihçi ve Bizim Ahıska dergisi editörü Yunus Zeyrek şöyle anlatıyor. “Stalin dönemi bölgede adeta devlet terörünün kol gezdiği dönemdir. Ahıskalıların aydınları, önde gelenleri, eşrafı, okumuşinsanları, din adamları top yekun sürülmüş, öldürülmüştoplanmışyok edilmiştir. Kurtulabilenler Türkiye’ye kaçmıştır, birçoğunun da mukadderatı bizim için meçhuldür” dedi.

Ancak, bütün bu yapılanlar, Ahıskalı Türklerin İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşadıkları karşısında oldukça masum kalacaktı. Dünyayı kasıp kavuran bu savaş, Ahıskalılar için ise halen devam eden karanlık bir dönemin de başlangıcı oldu.İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasına az bir süre kala, eli silah tutan her Sovyet vatandaşı zorunlu olarak orduya kaydedilmeye başlandı.

Bu karar Türk kökenli halklar için de geçerliydi. Oysa çarlık döneminden beri Moskova güvensizlik gerekçesiyle Türk kökenlileri askere almıyordu. Savaşöncesi alınan bu yeni kararın temel amacının Türkleri cephelere sürmek olduğu açıktı. Nitekim Orta Asya’dan Kafkaslara kadar milyonlarca Türk askere alındı. 40 bine yakın Ahıskalı Türk de aynı şekilde silah altına alınmıştı. Bu, bölge nüfusunun dörtte birinden daha fazlası demekti. Hiçbir askerlik tecrübesi olmayan bu insanların hemen hepsi ön cephelerde savaştırıldılar. Savaşa katılanların yarıya yakını hayatlarını yitirdi, binlerce insan yaralandı ve sakat kaldı.

Ahıska Türklerinin eli silah tutanları, Sovyet propagandasının “büyük vatan” olarak tanımladığı Sovyetler Birliği’ni savunmak için cephelerde kanını akıtırken, geride bıraktıkları topraklarda ise beklenmeyecek olaylar yaşanıyordu. Savaşla birlikte Moskova, kendisi için savaşan bu insanların geride bıraktıkları ailelerini Ahıska’dan sürgün etme planları yapmaya başladı. Sovyet yönetimine göre, nüfusu Türk olan Ahıska potansiyel bir tehlike kaynağıydı. Çünkü Bölge Türkiye’ye komşuydu.

Moskova, Ahıska Türklerinin sürgün planını hemen hayata geçirmedi. Bunun sebebi Sovyet yönetiminin o günlerde Ahıska’dan bu kadar çok sayıda insanı aynı anda nakledebilecek bir ulaşım alt yapısına sahip olmamasıydı. Bu eksiği giderebilmek için hemen harekete geçildi ve Ahıska’ya uzanan bir demir yolu inşa edilmeye başlandı. Ancak dramatik bir şekilde bu işolayın kurbanlarına yaptırılacaktı. Savaşa gönderdikleri yakınlarına daha çabuk ve zahmetsiz kavuşacaklarına inanan Ahıskalılar demiryolunun bitirilmesi için canla başla çalıştılar. Gece-gündüz demeden bin bir zorluğa katlanarak öngörülenden çok daha kısa bir süre içinde tamamlanmasını sağladılar.

Demiryolu tamamlandıktan sonra sürgünü gerçekleştirecek saldatlar yani askerlerle, sürgünleri taşıyacak şalonlar yani trenler hazırlandı önce. Merak edip soranlara ise sınır güvenliği için dendi.

Sonunda Sovyet makamları, amaçlarını gerçekleştirmek üzere hızla harekete geçtiler. 1944 yılı Kasım ayının 14’ünü 15’ine bağlayan gece 250’ye yakın Türk köyü, Sovyet jandarmaları tarafından kuşatıldı. Sadece birkaç saat içerisinde yüz bine yakın insan dipçik zoruyla evlerinden çıkartıldı, represiya, yani sürgün edilmek için, meydanlarda toplandı. Bu sürgün Ahıska sorununda yeni bir başlangıç oluşturdu. Daha o tarihte sayıları 150 bine yaklaşan insan bir anda vatansız kalakaldı…

Ahıska Türklerinin hayat mücadelesi ve sürgün edilen tanıkların anlatılımlarını, TRT Türk’te 16.11.2010 Salı saat 22.20’de yayınlanacak olan “dünbugünyarın” adlı belgesel programında izleyebilirsiniz…

Kaynak : Haber10 - Özel

Yorumlar

0 yorum

Ahıska Haber

Ahıska ve Ahıska Türkleri ile ilgili siz de haber yazın, yayınlayalım.
Yeni Haber Yaz