Mikail İbrahimoğlu 503 haber

İlgili Haberler

Savaşın Kızı: Hocalı'dan Sabirabad'a...

Hocalı Soykırımı sırasında esir düşen Ahıska'lı bir kadını ve saldırı gecesi doğan kızının peşini savaşbir türlü bırakmamıştı. Novaya Gazeta temsilcisi Viktoriya İvleva tarafından 19 yıl sonra bulundu.

Onu Karabağ'ta 19 yıl önce, 22 Şubat 1992 tarihinde gördüm. O ve dört çocuğu esir düşmüştü. Diğer gazetecilerle beraber savaşbölgesini gitmişve esirlerle görüşmüştüm. Önce onu değil, bize doğru hareket eden bir kar bulutunu gördüm. Sonrasında ise insanların acı yüklü sesleri duyulmaya başladı. Tipi bittikten sonra yarı çıplak çok sayıda insan gözüktü. Büyük çoğunluğu bayan ve çocuktu. O ise en sonda gelmekteydi. Sürekli duruyor ve etrafına bakınıyordu. Çocuklarını kaybetmemeğe çalışıyordu. Dört çocuğunun ikisi peşinden geliyor, yaralı olan ikisini ise elinde tutuyordu. Kız çocuğu bir gün önce doğmuştu.

Esaretin ilk günü doktorlarla beraber başka bir yerde olduğum için onu görmemiştim.

Onun yanına yaklaştım. Kar fazla olduğu için yürümek zorlaşıyordu. Çocuğu ondan alarak montumun altına sakladım. Çok büyük kırmızı renkli bir montum vardı. Onun savaşsırasında beni koruduğunu düşünüyordum. Gerçekte ise ben iyi bir hedefe dönüşmüştüm. Ancak kader ölümden ve yaralanmadan uzak kalmamı gerektiriyordu. Kafilenin tamamının ellerinde beyaz bir bez vardı. Benim de olmasına rağmen onu nasıl olduysa kaybettim. Peşimden gelen asker yaklaşarak beni leriye idoğru birkaç kere itti. Kulağıma anlamadığım bir dilde bağırmaya başladı.

Sırtıma vurduğu darbeyi hayatımın sonuna kadar unutmadım. Esir hayatı yaşayan bir insanın duygusunu da tatmışoldum. Burada her hangi bir hukuktan bahsedilemez. Gelişim, değerler ve dünya kayboldu. Sadece ben ve elinde silahla bana vuran olan asker vardı. Bir de korumam gereken bir bebek..

Bu birkaç dakika sürdü. Beni tanıyan birisi yaklaştı ve benim esir olmadığımı söyledi. Zanedersem özür de dilediler... Ancak bunun bir önemi yoktu. Kendimi bir hiç olarak hisetme duygusunu hiçbir zaman unutamadım. Hala askerin darbesini sırtımda duymaktayım.

Onları birkaç gün orada tuttular. Bayanı ve çocuklarını ziyaret ediyordum. Her ne kadar bu tür ziyaretler askerler tarafından hoşkarşılanmasa da ziyaretlere devam ettim. Bazı çocuk elbiseleri ve bayan ayakkabısı götürdüm. Sonradan ise onu sınıra götürdüler ve değiştiler. Hangi şartlar altında değişimin gerçekleştiğini tam olarak hatırlayamıyorum. Onlarla beraber sınıra kadar yürüdüm. Büyük oğlu ve kızı yanında yürüyordu. Yaralı küçük çocuk ve ise bebek battaniyeye sarılmıştı. Silahlı adamlar sırasıyla onları taşıyor ve sınıra götürüyordu.

Birden aklıma ona para vermek geldi. Ancak bu paralar ondan alınabilirdi. Onları saklaması gerekiyordu. Ikimiz de bunu düşünmeye başladık. Sonrasında ise o paraları alarak elbiselerinin altına sakladı. Onları eski yeşil bir otobüse götürdüler ve benim hayatımdan sonsuza kadar kayboldu. Hatırladığım kadarıyla ismi Mövlüde idi. Ruslar, onları Mesheti Türkleri diye isimlendirmekte. Ancak bu yanlışbir tanımlama. O bayan Ahıska Müslümanlarından idi. Onun renkli saçları ve büyük mavi gözleri vardı.

Bu hikayem, dönemin en meşhur gazetelerinden birisinde "Moskovskiy Novosti" gazetesinde yayımlandı. Mutsuz insanların resimleri manşete taşındı. Mövlüde ve diğer esirlerin resimleri ise iç sayfada yer aldı. Gazete siyah beyaz olduğu için onun gözlerinin renkleri anlaşılamıyordu.

Ahıska Müslümanları ülkenin en mutsuz halkının kaderini yaşadı. Bir Ahıskalı, kısa hayatı içerisinde dört kere sürgün hayatı yaşamışolabilir. Ilk olarak 1944'de Stalin tarafından Gürcistan'dan, Orta Asya'ya sürüldüler. 1989 yılında Özbekistan'ın Fergane bölgesinden sürüldüler. 1992 yılında yerleştikleri Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ bölgesinden çıkmak zorunda kaldılar. 2004 yılında ise Krasnodar eyletinden sürüldüler. Eyalet valisi Tkaçev ve Volga Kazaklar onları tehlike olarak gördü.

Şu anda bu olayların yaşandığı bölgenin ismi zikredilebilir. Bunun sırası gelmişdurumda. Bu ismi Azerbaycan ve Ermenistan'da herkes bilmekte. Bu Hocalı şehri idi. Mövlüde ile buluştuğum gün, çoğu bayan ve çocuklardan oluşan yüzlerce sivil öldürülmüştü. 25-26 Şubat gecesi yaşananlar hakkında en objektif rapor Memorial tarafından hazırlandı.

Hocalı, Azerbaycan tarafında idi ve orada bölgenin tek havaalanı bulunmaktaydı. Havaalanı çatışmasının kanlı olacağı önceden bilinmekteydi. Olay tahmin edildiği bir şekilde gerçekleşti. Havaalanı insan hayatından daha önemli bir duruma geldi. Savaşa üçüncü taraf da katıldı. Rusya askeri diye isimlendirilen eski SSCB subayları da işgale destek verdi. Onların kime nasıl hizmet ettikleri komutanlarının vicdanlarına bırakıldı. Sivil halkı kurşunlama emrinin kim tarafından verildiği hala bilinmemekte. Hocalı soykırımı hiçbir zaman uluslararası tarafsız bir kurul tarafından araştırılmadı.

Taraflar doğru olanı yapmıyor. Sadece geri adım atılması ve özür dilenmesi gerektiğinin farkında değiller.

Birkaç ay önce Azeri gazeteci Şahin Hacıyev, beni savaşbölgesinde düzenlenen seminere davet etti. Ona Mövlüde'nin hikayesini anlattım ve onu bulmağa karar verdik. Ona şu anda Ahıskalı bayanın tahminen 50 yaşlarında olduğunu tahmin ettiği söyledim ve eski resimleri gösterdim. Şahin, devlet komisyonu ile irtibat kurdu. Ancak onlarda Mövlüde hakkında bilgi bulunamamaktaydı. Şahin, Ahıska Türklerinin yerleştirildiği 4-5 Azeri bölgesinin bulunduğunu ve resim aracılığıyla onu bulmaya çalışacağını bildirdi. Ben Gürcü basın mensubu Klara Barataşvili ile de irtibat kurdum. Klara aramaları sonucunda bayanın isminin Mehriban olarak değiştirilebileceğini ve şu anda Sabirabad'ta ikamet etme olasılığının bulunduğuna dair tahminde bulundu. Şahin'in de aramaları sonucunda onun Ağcakent köyünde bulunduğu ortaya çıktı. Beraber köye gittik ve o karşımdaydı. Ancak o artık Rusça'yı unutmuştu. Birbirimize sarıldık, elimde taşıdığım bebeyi sordum. Onun ismini Günay koymuşlardı. Yani Güneşve Ay. Ona sarıldım. Annesi onun hasta olduğunu ve beşyıl önce konuşma yeteneğini de kaybettiğini bildirdi.

Mehriban anlatıyor: "Onu bodrum katta doğurdum. Birkaç komşu aile ile beraber oraya saklanmağa karar vermiştik. Her taraftan çatışma sesleri geliyordu, saklanacak başka bir yer bulamamıştık. Herkesin gözünün önünde çocuğu doğdum. Bu olay 23 Şubat tarihinde gerçekleşti. Biz iki gün daha orada bekledik. Silah sesi durmadı. Bizimle beraber orada bulunan iki şahıs şöyle dedi: "Buradan çıkalım ve beyaz bayrak sallayalım." Onlar dışarı çıkar çıkmaz hemen kurşunlandılar. Bizleri ise esir aldılar. Kocam aynı gün öldü. Ancak bu konuda bir bilgim henüz yoktu. O çok güçlü bir insandı, spor yapardı. Havaalanını korumak için götürmüşlerdi. Orada şehit oldu. Cesedini sonradan Ermenilerden geri alabildik ve kocamı toprağa verebildim. Bizi götürdükleri zaman aniden durdum. Sanki bilincimi kaybetmiştim. Baktım bebek yok. Onu bir yerlerde düşürmüştüm. Hemen geri koştum. Kendimi kaybetmiştim, onu karın üzerinde buldum. Hayata tutunabildi. Ancak görüldüğü gibi hastalığa yakalandı. Hepimizi karın üzerine oturttular ve ateşyakmağa izin vermediler. Çocuklar yemek istiyordu. Onlara kar yiyebileceklerini söylediler. Bir süre bekledikten sonra bazılarımızı araca götürdüler ve esir hayatı başladı. Bebeğim olduğu için orada bana biraz yiyecek ve çay verdiler."

Bu hikayenin her türlü sonucuna hazır idim. Bebeğin hasta olabileceğine onun öldüğüne, ya da evlendiğine veya akrabaları ile beraber olduğuna. Hatta onu göremeyeceğimi de düşünmüştüm. Ancak Günay'ın şimdiki durumu karşısında ne yapacağımı şaşırdım. Herşeyi unuttum. Tüm sevinçler, Günay'ın yaşadıkları karşısında kayboldu. Çaresizlik her tarafımı kapladı. Ne yapacağımı bilemiyordum. Günay ise gece boyunca sadece bizlere baktı. Şu anda ikamet ettiği yer, dünyaya geldiği bölgeden sadece 60 kilometre ötede...

Mehriban ona verdiğim kağıt parçasını hatırladı. Orada telefon numaram ve adresim yazılmıştı. Sıkıntı olursa aramasını söylemiştim. Ancak kağıt parçasını Ağdam'da kaybetmişve bu yüzden beni arayamamış. Mehriban şu anda bir fırında çalışmakta. Ancak fırın sadece dört ay çalışıyor. Diğer zamanlarda ise ticari olarak kâr etmediği için kapalı tutulmakta. Yevmiyesi 6 manata yani aylık 200 dolara çalışmakta. Büyük oğlu Bakü'de ve iki çocuğu var, yaralanan diğer oğlu usta olarak çalışmakta ve yeni bir savaşa hazırlanıyor. O, bunları kendilerine yapanlardan intikam almanın peşinde. Günay ise sürekli hastalanmasına rağmen ona yardım yapılmamakta ve devlet tarafından ilaç verilmemekte. Hastalığının ise sadece İsviçre'de tedavi edilebileceği söylenmekte.

Novaya Gazeta / Viktoriya İvleva

Rusça aslından Dünya Bülteni için çeviren: İbrahim Ali

Kaynak: AHISKALILAR

Yorumlar

0 yorum

Ahıska Haber

Ahıska ve Ahıska Türkleri ile ilgili siz de haber yazın, yayınlayalım.
Yeni Haber Yaz